9 Mayıs 2016 Pazartesi

Segâh Peşrevi - Neyzen Yusuf Paşa

Neyzen Yusuf Paşa'dan Segah Peşrevi. Eserin notasını ve Yusuf Paşa ile ilgili bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.













Eserin Notası



İstanbul'da Beşiktaş Mevlevî Hanesi’nde doğmuştur. Bu dergâhın şeyhi olan neyzen Şeyh Said Dede’nin oğludur. Neyzen Salih Dede’nin yeğeni olan Yusuf Paşa, herkesin Mevlevî tarikatına bağlı olduğu bir aile içinde ve Beşiktaş Mevlevî hanesi’nde yetişmiştir. Ney sazını babası Şeyh Said Dede’den öğrendi. 20 yaşından evvel Beşiktaş Mevlevî hanesine neyzen başı, aynı zamanda çile çıkarıp (Dede) olmuştur.19 yasında Mızıkay-ı Hümayun ‘a girmiş olan Yusuf Paşa, buradan yetiştiği için dergâha şeyh olamamıştır. Abdülmecid’e (1839–1861) mabeyinci ve muhâsib olmuştur. Abdülaziz,(1861–1876) ney hocası olan Yusuf Bey’in rütbesini miralaylıktan Mirliva (Paşa) lığa yükseltti. Hemedan Sabık Şehbenderi Nail Bey, el yazması notlarında söyle yazıyor: “12.10.1864’de ise Abdülaziz’e mâbeynci oldu. 1862 yılında padişahın Mısır eyaletini teftiş seyahatinde mâbeynci olarak heyette bulunduğunu söylenilir.” Sonraları Ferik (Orgeneral) olan Yusuf Paşa, Abdülaziz’den başka Üsküdar Mevlevî hanesi neyzenbaşısı Osman Dede’nin ve Şeyh Hüseyin Fahrettin Dede’nin de ney hocalığını yapmıştır. Şişman, yakışıklı bir kişi olan Yusuf Paşa, içkiye fazla düşkünlüğü sebebiyle en verimli çağlarında hayata gözlerini yummuştur. Bahariye Mevlevî hanesi türbesine gömülmüştür. Yusuf Paşa’nın kızından olan torunu Kemanî Reşat Erer (1899–17.12.1940)dir. XIX. yüzyıl Türk musikisi saz eserleri bestekârları arasında en önde gelen isimlerdendir. Son derece zevkli, parlak ve duygusallığı ağır basan peşrev ve saz semaîleri için tek kelime ile mükemmel diyebiliriz.(84) (84)Neyzen Yusuf Paşa’nın doğum ve ölüm tarihleri hakkında değişik kaynaklarda çeşitli tarihler vardır. Bunları kaydetmek ve en doğrusunu araştırmacıların bulmasına yardımcı olmak istedim. İbnülemin Mahmud Kemal İnal-Hoş Sadâ sh.285:1820–1884 Sadun Aksüt:500 Yıllık Türk Mus. Antolojisi sh.30,1820–1885 Yılmaz Öztuna: Türk Musikisi Ans. C.II.2.ci kısım, sh.294:1821–1884 Vural Sözer: Müzik ve Müzisyenler Ans. sh.456:1820–1885

8 Mayıs 2016 Pazar

O güzel başını göğsüme koysam

Osman Nihat Akın'ın ''O güzel başını göğsüme koysam'' adlı Kürdilihicazkar eseri. Kız ney ile icra edilmiştir. Eserin notasına aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.











O Güzel başını göğsüme koysam Nota



Yeni başlayanlar için ney.

Gözümden gitmiyor bir dem - Osman Nihat Akın



Osman Nihat Akın'dan ''Gözümden gitmiyor bir dem'' şarkısı. Kız ney ile icra edilmiştir.









Gözümden Gitmiyor Bir Dem Hayâli
Gönülden Çıkmanın Yok İhtimâli
Hele Bir Parçacık Sarhoşça Hâli
Gönülden Çıkmanın Yok İhtimâli.




Eserin notası

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Hüseynî Peşrev Lavtacı Andon

Lavtacı Andon'un eşsiz eserini kız ney ile icra ettim. Tane tane akan yeni başlayanlar için oldukça kolay bir eser. Lavtacı Andon hakkında wikipedia dan alıntı bilgileri aşağıda bulabilirsiniz.







Lavtacı Andon, (ö. 1915 - 1925, İstanbul) Rum asıllı lavtacı, udi ve bestecidir. Kaç yılında doğduğu ve eğitimi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Asıl adı "Batrik Kiryazis"tir. Civan Ağa ve Lavtacı Hristo'nun ağabeyi, Kemençeci Vasilaki ve Suphi Ziya Özbekkan'ın hocasıdır. Kardeşleriyle birlikte oluşturduğu saz takımlarıyla uzun yıllar piyasada çalıştı, bu topluluklar köçekçe icrasında büyük başarı gösterdi. Besteci olarak özellikle saz eserlerinde başarılıydı. Üç tane peşrev, iki tane saz semaisi, bir tane mandra ve birkaç tane şarkı besteledi. En bilinen eserleri Hüseyni Peşrev ve Saz Semaisi’dir. Bazı kaynaklara göre 1915'te [1][2], bazı kaynaklara göre 1925'te öldü.

Hüseyni Peşrev notasını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

Hüseyni peşrev nota






Rast Peşrevi Musahabat-ı Musıkiye (Refik Fersan)



Tamburi Cemil Bey'in öğrencisi Refik Fersan üstadımızın Rast makamındaki eşsiz eserini (biraz amatörce) geçtim. Yeni başlayanlar için güzel çalınması kolay bir eser.



Refik Şemseddin Fersan,   (d. 1893İstanbulŞehzadebaşı - ö. 1965, İstanbul)   Türk sanat müziği bestecisi, tanbur sanatçısı, şarkı sözü yazarı.
Öğrenim hayatına Galatasaray Lisesi’nde başladı ancak okul 1905 yılında yanınca ögrenimini Robert Kolej’de devam ettirdi. Galatasaray Lisesi 1908’de onarılınca tekrar bu okula devam ederek 1909’da mezun oldu.
Küçük yaşlardan başlayarak Tanburi Cemil Bey'den tanbur dersi almaya başladı. Cumhurbaşkanlığı incesaz şefliği şefliği, tambur öğretmenliği gibi birçok alanda çalışan sanatçıİstanbul radyo'sunun ilk kayıtlarına katıldı. 1927 yılında ilk plağının çıkaran sanatçı daha sonra birçok ülkede konserler verdi. Türk sanat müziği'nin sadece dinsel motiflerinin olmadığı tüm alanlarında besteler yaptı.
Ayrıntılı bilgiye dış bağlantılar bölümündeki linklerden ulaşılabilir.


11 Ocak 2016 Pazartesi

Kısa bir Gaziantep gezisi...






Gaziantep hakkında gezi notları tutarken güzelliğin tadına doya doya varamıyor insan. O anı ölümsüzleştirmek istiyor. Anlatabilmek, yorumlayabilmek ve betimlemek... 
Dolu dolu 3 günlük bir gezide insan nasıl da zamanın durabildiğine şahitlik edebiliyor.  
Soğuk bir Aralık İstanbul'undan yola çıktık. Yılbaşı akşamı olması ve kar yağışı sebebiyle İstanbul'dan çıkmak oldukça güç olsa da seyahatin motivasyonu ve heyecanı ile Sabiha Gökçen havalimanı yoluna kadar yüksek bir enerji ile yola devam ettik. Hava limanı kapısına yaklaştığımızda  havayolu şirketinin sms ini aldık ve adeta yıkıldık. Mesajda kar ve buzlanma sebebiyle uçuşumuzun iptal edildiği yazıyordu. Kısa bir şaşkınlık ve duraklama ardından Gaziantep gezisine karayolu ile devam edeceğimizin kararını almamız çok kısa sürdü. 20 saatlik yolculuk ile Öğle vakitlerinde Gaziantep'e vardık. 
Şehre ilk giren için Gaziantep sıradan bir ortadoğu şehri gibi görünebilir. Güzelliği, zarafeti ve canlılığı içinde saklı olan eşsiz bir medeniyetin son temsilcilerinden olduğunu yavaş yavaş kabul ettirir size.  
Konakladığımız mekan eski bir Gaziantep evi, bir butik otel. İçinde Ocaklığı, mahzeni ve geniş  avlusu olan bir ev. Ortadaki büyük avluya yöre insanları ''hayat'' diyorlarmış yeni öğrendik.  Üzerine kafa yorulacak bir kelime ''hayat''. Sanki hayatın içeride olduğunu, mahremiyetin kutsallığını anlatıyor bizlere... 

Vakit kaybetmeden kendimizi Antep'in büyülü atmosferine teslim ediyoruz. Kaleye çıkıyoruz, Antep savunmasının anlatıldığı tematik bir mekana dönüştürülen kalede validesinin peçesini açmak isteyen Fransızları taşlarken süngü ile şehit edilen Şehit Kamil karşılıyor bizleri... Kalenin antik çağlardan bu yana kullanıldığını öğreniyoruz oldukça eski bir höyük üzerine bina edildiği rivayet ediliyor. 
Kaleye çok yanın olan Hamam Müzesine giriyoruz. Giriş ücretsiz ayrıca ortam tertemiz.  Antep'in hamam kültürünü Antepli entelektüellerin cümleleri ile hazırlanmış videolardan öğreniyoruz. Osmanlı döneminin hamamlarını tasvir eden sanal tur etkileyici. Müze aynı zamanda eski bir hamam. Künkleri, sıcaklık, ılıklık ve soğukluk bölümleri ile gerçek bir hamam. Yeni doğan bebeklerin yıkanma geleneklerini, kına gecelerinin coşkusunu heykeller, yazılar ve gerçeğin bire biri olarak hazırlanmış cansız mankenlerin eşliğinde hafızamıza alıyoruz. Arka planda kına gecesi sesleri eşliğinde geziyorsunuz müzeyi. Hamam Müzesi adeta bir eğitim kurumu gibi işliyor. Mutlak suretle gezilip görülmeli.  

Hamam müzesinin biraz ilerisinde Mutfak müzesine geçiyoruz. En az Hamam müzesi kadar etkileyici. Sebzeler, meyveler, etler, tahıl ve bakliyat grubu nasıl pişirilir, Antep mutfağında hangi lezzetler daha öne çıkar öğrenmek isteyen için daha iyi bir kaynak herhâlde bulunamaz. Kullanılan kap, kacak, tencere, tava, havan, sahan, tepsi, cezve, bardak... Tüm mutfak materyalleri burada. Kepçeye benzeyen kahve cezveleri bizi şaşırtıyor. 

 Oyuncak müzesini ve Atatürk Anı Müzesini geziyoruz. Çevremiz taş evlerle dolu eski evlerin çoğu restore ediliyor. Bayazhan Kent Müzesi Gaziantep hakkında bolca bilgi ile dolduruyor dimağımızı. Verilen kulaklık maketlere ve resimlere yaklaştığımızda Antep ile ilgili bilgi aktarıyor. Camiler, okullar, şehitler ve kültürel ürünler hakkında doyurucu bilgiler gezimize eşlik ediyor. Baklavanın imal edilişi ve kültürü ile ilgili belgeseller ilgimizi çekiyor. Bunca konsantre bilgiyi depolarken müzeye ödediğimiz ücret 1 tl.   


Bey Mahallesi tarihi bir mahalle etraf harika taş evler, konaklar ve sosyal tesislerle dolu. Daracık, Arnavut kaldırımları ile bezeli  taş sokaklar... Kim bilir ne kadar nal sesini gizliyordur içlerinde. Kaç şemsiye çevrilmiştir ince omuzlarda, bu sokak kaç düşen mendilin yumuşaklığına hasrettir.  



Bulunduğumuz nokta Bakırcılar çarşısı ve Antep'in kapalı çarşısı olan Zincirli Bedestene yürüme mesafesinde. İki çarşıdan da bozulmamış bir kültürün ticaret geleneğini görmek mümkün. Aynı günün akşamı Antep'in ünü İstanbul'a kadar varan kebapçısı İmam Çağdaş'a konuk oluyoruz. Menü ''her şeyden birazcık''. Fındık lahmacun şimdiye kadar gördüklerimizden biraz daha büyük, daha gevrek fakat iç malzemesi daha ıslak. Tadı ise inanılmaz. Ardından Ali nazik, patlıcan kebabı  ve küşleme... Neler olduğunu anlamadan baklava ve fıstıklı sarma ile damağınızı çatlatıyorlar. 

 Ertesi gün Gaziantep sokakları canlı, hava oldukça soğuk dudaklarımız ve ellerimiz çatlıyor. Çarşı pazar gezelim derken aklımızda bir hicazkar peşrev  tını ile eski Antep sokaklarında ökçelerimizin sesleri yankılanıyor. Koku hafızası duygusaldır. Bazen burnunuza gelen çok ince bir koku içinizin huzurla dolmasına, sizi çocukluğunuzun ilk yıllarına, hatırlayamadığınız zamanlara götürebilir. Şirehan ve Almacı pazarı mis gibi kokularla bünyemize aroma terapi uygularken kendimizden geçiyoruz. Almacı pazarından alışveriş yapılması tavsiyedir. Esnaf hala Osmanlı döneminin ahi teşkilatının devamı niteliğinde. Kem söz, art niyet ve kurnaz zihniyetin esamesi okunmuyor. Bu düşüncelerle yolumuza devam ederken önümüze gayet salaş ve küçük bir dükkanda iş yapan Ciğerci Mustafa çıkıyor. Araştırmalarımız sonucu Antep'de bir Ciğerci Mustafa daha olduğunu tespit ettik fakat bizim Ciğerci Mustafa almacı pazarına yakın konumda bulunuyor.  ''Ömrü hayatımızda bundan daha güzel  ciğer yemedik'' düşüncesi ile ''lezzeti ciğerimizde hissederek'' mekandan ayrılıyoruz. Alaybey camii sadeliği ve huzuru ile konuk ediyor bizi. Kısa bir mola, bir arınma, dinginleşme müsaadesi.  Yola Çelebioğlu baklavacısına varana kadar devam ediyoruz. Masalarda fıstık dolu tabaklar... Her ne kadar tıka basa karnımız tok olsa da zaman az. Antep mutfağından azami faydayı alabilmek için yürüyüş yapacağımıza güvenip fıstıklı sarma, kuru baklava, arada fıstık derken midemizin istiap haddine ulaşıyoruz. Mekanın insanları çok sıcak bizi akşam yemeğine davet ediyorlar. Yan fırında pişirdikleri tepsi kebabından ikram ediyorlar. ''İkram güzel fakat yerimiz kalmadı'' diyerek vedalaşıyoruz.  
Kaldığımız üç akşamda da Tahmis kahvesine gidiyoruz. Mekan eski Mevlevihane'nin parçası. Cumhuriyet döneminde halkevi olarak kullanılıyor. Şimdilerde ise eşsiz kahveleri ile hizmet vermekte. Sobanın sıcaklığı, köşe sedirin rahatlığı ile birleştiğinde muhabbetin derinliğine kaptırıyoruz kendimizi. Az sonra tarz-ı hususi bir kahve gelecek 3 akşam da çay bardağında Türk kahvesi içiyoruz. Süvari kahvesi ince belli yanında menengiç tohumlu çerez kasesi ile servis ediliyor. 
Zamanın çok yavaş aktığından, kaliteli bir zaman döngüsünden bahsetmiştik yazının başında. Koşuşturmacalar yok, ani hareketler, çabuk karar vermek gibi külfetler yok. Şehrin iklimi öylesine sarıyor ki ruhunuzu zamanın durmasına tanıklık ediyorsunuz. Sabah erken kalkıyoruz Dünyanın en büyük üçüncü, Avrupa'nın da en büyük 2. hayvanat bahçesi olan Gaziantep Hayvanat Bahçesine gidiyoruz. Devasa bir alan 100 dönümlük alanda neler yok ki; Maymun evleri,  ayılar, pumalar, kangurular, geyikler, ceylanlar... Anakonda ve piton gördüğümüzde büyük bir şok yaşıyoruz. Sürüngen ve timsah evi, büyük bir akvaryum binası mevcut. Akvaryumda insan boyunda köpek balıklarının oluşu mekanın büyüklüğü hakkında sanırım bir izlenim verir. Parkın içinde üstü açık otobüsler misafirlere safari keyfi yaşatıyor. Biz yürümeyi ve daha çok gözlem yapmayı tercih ediyoruz. Bahçeyi gezmek yaklaşık 2,5 saatimizi alıyor.  
Gaziantep merkezde turumuzun son günündeyiz hedefimiz Antep'in kahvaltı ürünü olan Katmer yemek. Katmer deyince de bu işi en iyi yapan Katmerci Zekeriya'nın dükkanını arıyoruz. Çarşı'nın tam göbeğinde şirehan çukur mahallesinde küçük dükkanı ile karşılaşıyoruz.  Öğleden sonra mekanda katmer bulmak şans meselesi mekana oturduktan sonra anlıyoruz. Yeni gelen iki kişiye katmerin kalmadığını söylüyor ustalar. Bir Anteplinin ''kıyada köşede kaldıysa Allah rızası için atın fırına'' şeklinde yalvarması az sonra masamıza konacak nimet konusunda bizleri heyecanlandırıyor. İçinde bol Antep fıstığı olan gözleme benzeri ince yufkadan hazırlanmış çıtır mı çıtır yemeklerden hangi kategoriye koyacağımızı şaşırdığımız bir besin geliyor. Yanında çatal verilmiyor ''elle yiyeceksiniz'' telkinini emir telakki edip, yanında süt rica ediyoruz. sağ olsunlar kırmayıp 1 lt lik sütü bardaklara bölüp ikram ediyorlar. Ölmeden herkesin denemesi gereken lezzetler listesinde üst sıralara yazıyoruz. Katmer bittiğinde tabaktaki fıstık tanelerini parmaklarımızı bastırıp ağzımıza attığımızı hatırlıyorum. Mekanın sahibi renkli, harika bir kişilik tam hesabı ödeyip ayaklanacakken mangalda mısır patlattığını söyleyip yerimize oturtmaya çalışıyor. Mısırın tadına bakana kadar kapıya doğru bir iki hamle yaparken, dil ile beynimizin tat alma noktası arasındaki elektriksel sinyal ayağımızı geri çekmemizi emrediyor. Mısır köz kokuyor, mangal kokuyor öyle lezzetli ki... Kar/zarar kavramlarının olmadığı, insanların rızk için çalıştığında en güzele ulaşacağını düşünerek mekandan ayrılıyoruz. Eğitiyor Antep bizi, tüm esnaf, taş sokaklar, zaman, gece ve gündüz nasihat ediyor ruhumuza. 
Şeyh Fethullah Camii karanlık gecemizi aydınlatırken omzumuza dokunup tesellisini arz ediyor. Ertesi gün dönüş yolunun burukluğu içimizde... Yürüyüş yolu mesafesinde  Kozluca camiinde bir dinlenme arası daha... Ağır ve sakin yürümeye devam, sokaklar bomboş. Tekke Camii'nin avlusunda Yatsı Ezanı ile hakkın çağrısının ihtişamına  kapılıyoruz. Derin, yalnız ve tebessümle dolu bir sessizlik.  
Tekke Camii'nin hemen arka sokağı Tahmis kahvesi. Son gecenin Kahve Süvarilerine binip Antep'e veda ediyoruz. Zeugma Müzesi, Cam eserleri müzesi, Pişirici mescidi ve kasteliyöresel lezzet mekanı onlarca durağa uğramamak bizi üzüyor. Bir dakikamızın boş geçmediği şehirde gezemediğimiz noktalar için üzülüyor yeniden gelebilmek için çok bahanemizin olduğunu düşünerek teselli oluyoruz.  
Sabah erken kalkıp yola koyulmaya hazırlanırken Antep'in soğuğu kara dönüyor.  Anadolu evleri adındaki konakladığımız butik tesisin güler yüzlü, samimi çalışanı Muhammed, bize uzun zaman unutamayacağımız bir kahvaltı hazırlıyor. Bir şehir insana nasıl bu kadar huzur verir?  Huzuru veren insanlar mı yoksa zaman/mekan algısı mı? sorularının kafa karışıklığı içinde Gaziantep gezimizi sonlandırıyoruz.

12 Aralık 2015 Cumartesi

Hasta Adam Rusya


















Hasta Adam

18 Yüzyılın başında Rusya kaynaklarına göre Büyük bizim kaynaklarımıza göre ''Deli'' Petro adındaki çar, büyük bir güce dönüşecek Rusya İmparatorluğunun temellerini attığını herhalde bilmiyordu. Ordusunu modernize eden, dönemin küresel güçleri ile mücadele edebilecek hale getirmeyi başaran I. Petro, Rusya tarihinin çok önemli şahsiyetlerinden birisidir. Bu önemi de Çarlık Rusya'sını ''Rus İmparatorluğu''na dönüştürerek kazanmıştır. Geniş topraklara ve çeşitli milletlere hami olan Rusya, Türkiye halklarına çok da yabancı olmayan, Knezlik dönemlerinden, Sovyetler Birliği'ne tarihte birçok kez savaşların, antlaşmaların yapıldığı çeşitli etkileşim ve rekabetin sergilendiği sosyolojidir. Bu yönü ile Pers/İran komşuluğu ile büyük benzerlikler gösterir.

Bugün Rusya ile Türkiye ilişkilerinin kriz halini alma sebebini bulmak istiyorsak iki ülkenin tarihteki rekabetini, savaşlarını ve çıkar noktalarını masaya yatırmalıyız. Osmanlı Devleti gerek Kırım Hanlığı ile gerekse müttefik ülkelerle işbirliği yaparak birçok kez Rusya'yı tehdit etmiş, toprak kazanımlarında bulunmuş bugün Rusların hala unutmadığı büyük Moskova yangınını gerçekleştirmiştir. Önemli tarihçiler (bkz: Osman Öztuna) Osmanlı devletindeki akıncıların Moskova'nın güneyine binlerce akın düzenlediğini yazmıştır. Krizler, rekabet ve yayılmacı siyaset anlayışı iki halk arasında çok köklü tarihe dayanan büyük bir gerçekliktir. İki devletin de çok güçlü olduğu (SSCB, Rusya İmparatorluğu, Osmanlı devleti gibi) aynı zamanda görece güçsüz olduğu (Cumhuriyet dönemi Türkiye'si, Rus Knezlikleri, Çarlığın ilk dönemleri gibi) tarihlerde ülkeler arasındaki etkileşim, hegomonyal tarzda devam etmiş ülkeler birbirlerinin hinterlandına tehditkâr siyasal manevralarda bulunmuştur.

İki ülkenin ilişkilerinin kronolojideki yerine değinen uzun bir girizgahın ardından Rusya ile ne derece sürdürülebilir olduğu şimdiden kestirilemeyen krizin nelere gebe olduğuna bakalım;  Rusya büyük bir motivasyon ve özgüven ile Türkiye sınırlarını ihlal etmiş, ekim ayının başında Rus güvenlik uzmanları Ankara'ya çağrılmış ve sınır ihlalleri konusunda izahat vermek zorunda kalmışlardı. Ekim ayının ortalarında Türkiye, Rus yapımı Orlan-10 model bir İHA yı düşürmüş, Rusya insansız hava aracının kendilerine ait olmadığını savunmuştu. Son olarak Kasım ayında Rusya tüm uyarılara rağmen Türkiye hava sahasını ihlal etmeye devam etmiş ve Su-24 tipi saldırı/bombardıman uçağı Türk F16 lar tarafından düşürülmüştü.
Parçaların tümünü topladığımızda son günlerin popüler tabiri ile büyük resme baktığımızda elimizdeki veriler bizi birkaç noktaya odaklıyor:

Rusya Devleti ve ordusu son 10 yılda güçlenen Türk savunma sanayisinin ürünlerini test etmeye çalışıyor. Henüz sağlam bir füze savunma sistemine sahip olmayan Türkiye'nin alçak irtifada ne derece güçlü olduğu hesaplanmaya çalışılıyor. Bu senaryoyu destekleyen olay sınırlarımız üzerinde uçan Orlan-10 tipi insansız hava aracı. Rusya bu araç ile Türkiye'nin sınırlarını ne derece koruyabildiğini test etmiş olabilir.
Putin ve ekibinin düşen petrol fiyatlarının kolay kolay geri gelmeyeceğini düşünmesi, İran gibi ambargo altındaki bir ülkenin ''Batı'' ile ilişkilerini düzeltebileceği ve ilk fırsatta petrol arzında inanılmaz hamleler yapabileceği gelirlerinin yarısında fazlası petrole bağlı olan Rusya'yı korkutmuş olmalı. Bu tarz tehditkar tavırlar izleyerek oluşturulacak kriz ikliminde petrol fiyatlarının artacağını umut ediyorlar.

Rusya, gaz ve petroldeki büyük rakipleri Suudi Arabistan ve Katar'ın Türkiye ile yakınlaşmasından oldukça rahatsız bunun en büyük sebebi de Türkiye'nin petrol boru hatları ile Rusya'nın elinden enerji kartını almasında gizli. Rusya Türkiye'nin enerji konusunda AB yanlısı tutumu sebebiyle AB ülkelerine karşı enerji konusunda yaptırım uygulayamıyor. AB ülkeleri, Tanap ile Azeri doğalgazını Yunanistan ve İtalya'dan tüm Avrupa'ya getirmeyi hedeflemekte. Ayrıca Türkmenistan gazının Hazar denizinin altından Türkiye'ye oradan da Avrupa'ya ulaştırılması Rusya'nın en büyük korkusu gibi gözükmektedir.  Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı Kuzey Irak petrolü ile regüle edildiğinde, ambargodan bunalan müttefik İran'ın  gazını Avrupa'ya satmak istemesi, İran'ın Türkiye dışında başka bir güzergahtan bu projeyi gerçekleştirmesinin imkansızlığı Enerji konusunda kısır ama güzergah konusunda muhteşem bir jeopolitik konuma sahip Türkiye'nin elini güçlendirmekte. Son olarak Dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticilerinden Katar ile sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) konusunda 15 anlaşma yapılması analistler tarafından Türkiye'nin enerji konusunda dağıtıcı merkez (hub) ülke hedefi ile açıklanıyor. Rusya-Türkiye gerginliğinin salt sınır ihlali ile açıklanamayacak kadar derin konular ihtiva etmesi mevcut durumun göstergesi.

Türkiye'nin olgun tutumu, Rusya'nın savaş söylemleri ve krizi alevlendirme çabalarını söndürüyor. Yaptırımlarla kendi ekonomisini baltalayacağı açık olan Rusya, AB ve ABD den 6 ay daha ambargoyu sürdürme kararının ardından resesyon ve devalüasyon tehlikesi ile karşı karşıya. Parekende ve Gıda sektörü %7 lik düşüşlerle rekor seviyelere dayanırken 2015 yılında Rusya ekonomisinin %4 küçüleceği tahmin ediliyor. Dünya'ya açılan en güvenli limanını Türkiye'yi de kaybettiğinde büyük bir ekonomik durgunluk Rusya'yı bekliyor olacak. Elindeki kartlarını hoyratça harcayan Putin, siyasi cephaneliğini bitirmiş durumda. Karakutular ile şov yaparak, Kadirov gibi bir kuklayı Türkiye aleyhinde konuşturarak ya da nükleer savaş tehditleri ima ederek acziyetini devam ettirmekte. Türkiye ise yaptırım yapabileceği uyarısı ile Rus ekonomisini ciddi manada etkileyebileceği sinyallerini veriyor. Rus otomotiv firmalarının Türkiye'den parça gelmemesi halinde büyür zararlara uğrayacağı endişesi, Rus halk pazarlarındaki enflasyon Putin'in başına bela açacaktır.
Nobel ödüllü Türk Prof. Aziz Sancar'ın da dediği gibi : "Allah Putin'e akıl versin. 1880 dönemi, Çarlık dönemi geçti. Artık hasta adam Türkiye değildir, Rusya'dır."
erkankaraca@gmail.com