17 Ekim 2015 Cumartesi

Türkiye’nin gelişimi sınanıyor

Türkiye’nin gelişimi sınanıyor

Türkiye’nin sınırlarındaki İHA’yı düşürmesini değerlendiren Times of Turkey yazarı Erkan Karaca, “Her nesneyi lazerle vurabilecek silahları üretmeye başlayan Türkiye’nin neler yapabileceği bu tarz el ense hareketleri ile sınanıyor” dedi.

iha

Türkiye sınırının 3 km içerisinde düşürülen insansın hava aracının (İHA) hangi ülkeye ait olduğu henüz belirsizliğini korurken Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun “Rusya’yı her an sınırda bir kaza olabileceği konusunda uyardık” şeklinde açıkama yapmıştı.
Türkiye’nin sınırlarındaki İHA’yı düşürmesini yorumlayan Times of Turkey yazarı Erkan Karaca, “Son günlerdeki Rusların Türkiye’deki karışık faaliyetleri artık uç vermekte ve bu sorun Türkiye’nin savunma sanayisinde aldığı yol ile paralel bir hatta ilerlemekte. Hareket eden her nesneyi lazerle vurabilecek silahları üretmeye başlayan Türkiye’nin neler yapabileceği bu tarz el ense hareketleri ile sınanıyor. Kendi obüsünü, insansız hava aracını, korvetini, füzesini ve uydusunu yapan Türkiye 100 yıl önce kırılan çarklarını hala henüz tam döndüremedi. Tüm korku çarkların bir kez döndüğünde nelere gebe olduğunda saklı. Bu peşrev süresini başarı ile geçer ve büyük projeleri ile uçak gemisini, otomobilini, yolcu uçağını, uzay gemisini hedeflerse daha çok uzun yıllar sınanacağa ve bir çok ülkenin canını sıkacağa benziyor” dedi.

16 Ekim 2015 Cuma

Duyguların Ötesindeki Avrupa - Erkan Karaca


















Stjepan Mestrovic sosyoloji literatürüne ‘’duygu ötesi’’ (postemotional) kavramını kazandırdığında Batı’nın ‘’medeni’’ insanı körfez savaşında petrole bulanmış karabatak görüntülerini izleyerek bir duygu simülasyonu yaşamaktaydı. Aynı duygu simülasyonu diğer bir anlatımla duygulanmış, üzülmüş gibi yapma durumu Bosna savaşında, Afganistan ve Irak’ın işgalinde ve son olarak da Suriye’nin parçalanma sürecinde de devam edecekti. Batı’nın her şeyi bilen ‘’üstinsan’’ ı endişeleniyor, huzursuzlanıyor, kabul edilemez diyor fakat çıkarlarının uygun düşmediği her türlü felaket durumlarında kulağının üzerine yatıyordu. Modern zamanların kişisel hak ve özgürlüklerden, insan haklarından bolca bahseden özde hissiz, tepkisiz ve bencil toplumları çoğunlukla kendi devletlerinin ürettikleri savaşları diktatörlük, demokrasi, terör gibi kavramlarla maskeliyordu.

Avrupa Birliği, II. Dünya Savaşının ardından savaşın yıkıcılığından nasibini alan ülkeler tarafından müzakere ve asgari müştereklerde birleşme ülküsü ile kuruldu. Bugün kendi ordusu dışında hemen hemen her şeye sahip bu büyük uluslar üstü (supranational) yapı ‘’farklılıkta birlik’’ mottosu ile yola çıkacak ve tarihin gördüğü en cazibeli organizasyonlardan biri olacaktı. Bu organizasyon da Batı’nın hemen hemen tüm siyasal aktivitelerinde takındığı tavır gibi ‘’duygu öteci’’ bir yapıda olacaktı. İnsan haklarından bahsederken aynı zamanda kendisi ile alakalı olmayan ülkelerin iç işlerine karışacak, yani ilerleme raporlarının satır araları ile ülkelere nizam vermeye yeltenecekti. 2008 krizine kadar bu görkemli yapı tüm dünya tarafından kişisel hak ve özgürlüklerin, iktisadi rahatlığın, işsizliğin ve refahın merkezi olarak lanse edilmekte ‘’Avrupalılık’’ kavramı tüm dünyada pik noktasına ulaşmaktaydı. Müthiş bir göç dalgası, mülteci akınları Avrupa Birliği’ni bazı politikaların etkin şekilde kullanılmasına yönlendirdi. Göç politikası böyle bir ihtiyacın ardından belki de tüm dünyanın mazlumlarının daha etkin sömürülmesi amacıyla ortaya çıktı. Bu politikanın gizli olmayan en önemli 3 maddesi şu şekildeydi: 1- Yasal göçün daha iyi düzenlenmesi, 2 düzensiz göçün engellenmesinin güçlendirilmesi ve 3 kalkınma için göçün karşılıklı yararlarının azamiye çıkarılması.
Görüldüğü gibi AB, 1. Madde ile ilgili ben istediğim mültecileri alayım (mümkünse entegrasyona uygun). 2. Madde ile savaş, fakirlik ya da baskın bir göç dalgasının önüne geçeyim. 3 Madde ile de kazan kazan (win win) mantığını hedefleyerek savaş, hastalık, afet gibi felaketlerden etkilenen yardıma muhtaçlar için önce kendi çıkarımı düşüneyim minvalinde hareket etmektedir.
AB’nin en etkili organlarından birisi olan AB Komisyonu tarafından hazırlanan göç politikaları yaşlanan AB nüfusunu biraz daha gençleştirmek, göçmenleri köle gibi çalıştırarak istifade etmek ve bu dinamizm ile uçurumun kenarında olan ekonomik yapıyı düzeltmek istemektedir. Ucuz iş gücü sanayi devriminden bu yana rekabetin en önemli noktası olmaya devam etmektedir.  Kar ve çıkar eski çağlardan bu yana Avrupa’da çok şeylerin değişmediğini bizlere gösteriyor. Bugün bu konular komplo teorisi olmayıp Fransız Ulusal Cephe’den Le Pen,  İngiltere Bağımsızlık Partisinden Nigel Farage gibi AB parlamentosunda grupları bulunan liderler tarafından defaatle dile getirilmektedir. Kısacası AB’nin kirli çamaşırlarını AB ülküsüne karşı aşırı sağcılar ortaya dökmektedir.

Savunmasız mültecilere tekme atan gazetecilerin, sığınmacı küçük kızla dalga geçen karikatürlerin, savaştan ve fakirlikten kaçan insanların deniz ortasında bırakılmalarının, AB medeniyetinin beşiği olarak görülen agoraları ile meşhur ülkenin sahil güvenliğinin mülteci botlarını batırma hikâyelerinin ne anlama geldiğini ortalama zekâya sahip her insan artık rahatlıkla anlayabilmekte. Günümüzde böylesine geniş bir iletişim ortamında bunların saklanması mümkün görünmemektedir.

Erkan Karaca