21 Kasım 2015 Cumartesi

Machiavelli - Prens üzerine notlar.




İnsanoğlu kendi kaderini tayin ederken her zaman adaletli ve doğru yol üzerine yol almaz. Bazen şartlar ve yazgı iktidar yolunda tek belirleyici unsur olabilir. Machiavelli Prens adındaki kitabında (aslında Prenslikler hakkında çevrilmesi daha uygun olurdu.) yazgı ve kabiliyeti %50 lik iki pay ile birbirine denk tutmaktadır.

Hükümdarın halka tarafından sevilen veya halk tarafından korkulan bir şahsiyet olup olmaması konusunda, bu tercihin nasıl olması gerekliliği ile ilgili kitapta bolca konu ve örnek yer almaktadır. İnsanları çıkarcı, içten pazarlıklı, nankör ve riyakar olarak tanımlar. Sevilen ve korkulan bir hükümdar olmanın doğruluğundan bahseder. Eğer sevilen bir hükümdar olunamıyorsa korkulan bir hükümdar olunmalıdır. Machiavelli: ''Hükümdarın sevilmesi kendi elinde değildir fakat korkutmak kendi iradesi ile gerçekleşmektedir. Bir hükümdar kendi elindekilere güvenmelidir'' şeklinde düşünmektedir.

Hükümdarın, mızmız, yalancı,hoppa, kadınsı ve kararsız olmaması gerektiğini öğütler. Ayrıca hükümdar nefret edilen bir karakter de olmamalıdır. İnsanların ırzına ve malına asla göz koymamalıdır. Nefret edilmeyen ama korkulan bir hükümdar nasıl olur sorusunun cevaplarını incelikle açıklamıştır.

Lejyonlara ya da diğer bir adla paralı askerler olarak anılan yapılara asla güvenilmemesi gerektiğini bir çok örnekle açıklamaya çalışmıştır. Karma ve yardımcı kuvvetlere yazarın güveni yoktur.

Machiavelli komşu savaşlarında tarafsız kalınmaması gerektiğini, kararsızlığın ve tarafsızlığın ülke yönetiminin başına büyük gaile açacağını savunur. Bu durumu şu şekilde temellendirir; tarafsızlık durumunda kazanan taraf her zaman ülken için bir tehdittir. Tarafını seçtiğinde kazanan eğer senin tarafınsa bir tercih yaptığın ve zor zamanında komşunun yanında olduğun için korkma. Eğer kaybedersen yine korkma çünkü tercih ettiğin ülke ile dost oldun. Dostun olmayan kişi senin tarafsız kalmanı, sana dost olan da silahınla ortaya çıkmanı ister.

Yazgı ( kader) konusunda çok ilginç analojilere yer vermiştir. Kaderi, her şeyi yakıp yıkan, ortalığı tarumar eden bir taşkın ırmağa benzetir. Herkesin kaçtığı önünde kimsenin duramadığı bu ırmak sakin olduğu zamanlarda bentler ile ıslah edilse sonuç sele dönüşemeyecektir.Yazgıyı da, insanın ihtiyacı olan erdemleri elde edemediğinde insanı yutan selle bir tutar.  Bu yönü ile insanın kaderini kendi kendisinin tayin ettiğini, şartların yarı yarıya olduğunu anlatmaya çalıştır. Hükümdarın gözünün kara olması gerekliliği, kadere sahip olmak için sert önlemler alınması Machiavelli'nin diğer görüşleri arasındadır.

 Sanılanın aksine yazar sadece pragmatizm kokan cümlelere yer vermemiş, liyakat, başarı, çalışkanlık, erdem gibi kavramlara bolca atıfta bulunmuştur.

Yazarı 15. yy da bu opsesif ve pesimist düşüncelere iten ana saik nedir? diye sorulsa tereddütsüz; İtalya'nın bölünmüşlüğü, şehir devletlerine ayrılışı, kendi içindeki savaşları derim. Yazar bu durumu fazlası ile içerlemektedir. Kim bilir İtalyan ulusu 19. yy daki tek bir bayrak altındaki birleşmeyi ilk tohumları atan Machiavelli'ye borçludur.