Duyguların Ötesindeki Avrupa - Erkan Karaca
Stjepan
Mestrovic sosyoloji literatürüne ‘’duygu ötesi’’ (postemotional) kavramını
kazandırdığında Batı’nın ‘’medeni’’ insanı körfez savaşında petrole bulanmış
karabatak görüntülerini izleyerek bir duygu simülasyonu yaşamaktaydı. Aynı
duygu simülasyonu diğer bir anlatımla duygulanmış, üzülmüş gibi yapma durumu
Bosna savaşında, Afganistan ve Irak’ın işgalinde ve son olarak da Suriye’nin
parçalanma sürecinde de devam edecekti. Batı’nın her şeyi bilen ‘’üstinsan’’ ı
endişeleniyor, huzursuzlanıyor, kabul edilemez diyor fakat çıkarlarının uygun
düşmediği her türlü felaket durumlarında kulağının üzerine yatıyordu. Modern
zamanların kişisel hak ve özgürlüklerden, insan haklarından bolca bahseden özde
hissiz, tepkisiz ve bencil toplumları çoğunlukla kendi devletlerinin
ürettikleri savaşları diktatörlük, demokrasi, terör gibi kavramlarla
maskeliyordu.
Avrupa Birliği,
II. Dünya Savaşının ardından savaşın yıkıcılığından nasibini alan ülkeler
tarafından müzakere ve asgari müştereklerde birleşme ülküsü ile kuruldu. Bugün
kendi ordusu dışında hemen hemen her şeye sahip bu büyük uluslar üstü
(supranational) yapı ‘’farklılıkta birlik’’ mottosu ile yola çıkacak ve tarihin
gördüğü en cazibeli organizasyonlardan biri olacaktı. Bu organizasyon da
Batı’nın hemen hemen tüm siyasal aktivitelerinde takındığı tavır gibi ‘’duygu
öteci’’ bir yapıda olacaktı. İnsan haklarından bahsederken aynı zamanda kendisi
ile alakalı olmayan ülkelerin iç işlerine karışacak, yani ilerleme raporlarının
satır araları ile ülkelere nizam vermeye yeltenecekti. 2008 krizine kadar bu
görkemli yapı tüm dünya tarafından kişisel hak ve özgürlüklerin, iktisadi
rahatlığın, işsizliğin ve refahın merkezi olarak lanse edilmekte
‘’Avrupalılık’’ kavramı tüm dünyada pik noktasına ulaşmaktaydı. Müthiş bir göç
dalgası, mülteci akınları Avrupa Birliği’ni bazı politikaların etkin şekilde
kullanılmasına yönlendirdi. Göç politikası böyle bir ihtiyacın ardından belki
de tüm dünyanın mazlumlarının daha etkin sömürülmesi amacıyla ortaya çıktı. Bu politikanın
gizli olmayan en önemli 3 maddesi şu şekildeydi: 1-
Yasal göçün daha iyi düzenlenmesi, 2 düzensiz göçün engellenmesinin
güçlendirilmesi ve 3 kalkınma için göçün karşılıklı yararlarının azamiye çıkarılması.
Görüldüğü gibi AB, 1. Madde ile ilgili ben istediğim
mültecileri alayım (mümkünse entegrasyona uygun). 2. Madde ile savaş, fakirlik
ya da baskın bir göç dalgasının önüne geçeyim. 3 Madde ile de kazan kazan (win
win) mantığını hedefleyerek savaş, hastalık, afet gibi felaketlerden etkilenen yardıma
muhtaçlar için önce kendi çıkarımı düşüneyim minvalinde hareket etmektedir.
AB’nin en etkili organlarından birisi olan AB
Komisyonu tarafından hazırlanan göç politikaları yaşlanan AB nüfusunu biraz
daha gençleştirmek, göçmenleri köle gibi çalıştırarak istifade etmek ve bu
dinamizm ile uçurumun kenarında olan ekonomik yapıyı düzeltmek istemektedir.
Ucuz iş gücü sanayi devriminden bu yana rekabetin en önemli noktası olmaya
devam etmektedir. Kar ve çıkar eski
çağlardan bu yana Avrupa’da çok şeylerin değişmediğini bizlere gösteriyor. Bugün
bu konular komplo teorisi olmayıp Fransız Ulusal Cephe’den Le Pen, İngiltere Bağımsızlık Partisinden Nigel Farage
gibi AB parlamentosunda grupları bulunan liderler tarafından defaatle dile
getirilmektedir. Kısacası AB’nin kirli çamaşırlarını AB ülküsüne karşı aşırı
sağcılar ortaya dökmektedir.
Savunmasız mültecilere tekme atan gazetecilerin, sığınmacı
küçük kızla dalga geçen karikatürlerin, savaştan ve fakirlikten kaçan
insanların deniz ortasında bırakılmalarının, AB medeniyetinin beşiği olarak
görülen agoraları ile meşhur ülkenin sahil güvenliğinin mülteci botlarını
batırma hikâyelerinin ne anlama geldiğini ortalama zekâya sahip her insan artık
rahatlıkla anlayabilmekte. Günümüzde böylesine geniş bir iletişim ortamında
bunların saklanması mümkün görünmemektedir.
Erkan Karaca

0 yorum:
Yorum Gönder